Çeviri Yaparken İngilizce Sözlük Kullanarak Kaynak Dildeki Yapıyı Korumak

“Çeviri, yalnızca anlamın yabancı dilden tanıdık bir dile aktarılması değildir. Somut insan yaşamı ile iç içedir. Başka dillerin tanımladığı başka dünyaların tanıtılmasıdır.” der Akşit Göktürk (Çeviri: dillerin dili)

Çalışmama, üstat Göktürk’le başlayarak, Cicero, Hieronymus, Levy, Schleiermacher, Reiss, Koller, v.b. gibi değerli yazar-çevirmenlerin adından da söz etmekten kendimi alamıyorum, çünkü bu kimseler çeviri bilim konusundaki düşünceleri ile bizlere ışık tutmuşlardır.

Latinceye Kutsal Kitap’ın ünlü Vulgata çevirisini İngilizce sözlük kullanarak yapan ve Cicero’nun izinden giden Hieronymus gerçekte çeviri sorununa metin türü açısından bakan ilk çevirmendir. Hieronymus kendi çevirmenliğinde de metin türüne göre çeviri ilkesinin bir uygulayıcısı olmuştur. Birçok çevirmen, ya Cicero’nun “Ut interpres” (sözcüğü sözcüğüne) ya da “Ut orator” (özgür anlam) çevirisi ilkesine bağlanmış, bunlardan birinin doğruluğunu diğerine karşı savunmuştur:

“Ut interpres”; kaynak metnin biçemsel öğelerinin elden geldiğince korunarak aktarılması,

“Ut orator” ise kaynak metnin yapılarının İngilizce sözlük kullanılıp, mümkün olduğunca çeviri metin dilinin anlam bilimsel, söz dizimsel, biçemsel işleyişine uydurulması olmuştur.

19. yüzyıl başlarında Alman düşünürü tanrıbilimci Friedrich Schleiermacher (1768-1834), Berlin’de Krallık Bilimler Akademisi’nde sunduğu: “Çevirinin Değişik Yöntemleri Üstüne” başlıklı incelemesinde, çevrilen metin türü ile uygulanacak çeviri yöntemi arasındaki ilişkiye önem vermiştir. Schleiermacher, metinleri genel olarak:

a) ‘Sanat Metinleri ile Bilimsel Metinler’ ve

b) “Gündelik Yaşantı İlgilendiren Metinler” olmak üzere iki grupta sınıflandırmıştır.

Schleiermacher’e göre iş yaşamında konu ya da nesne öncelik taşıdığı için anlam tektir ve de değişik yorum ve açımlamalara açık değildir. İş yazışmalarında, İngilizce sözlük içindeki belli edimleri yansıtan kalıp sözler, bu tür metinlerde, dilin belirli bir anlam taşıyıcısı olduğunun kanıtıdır.

Cicero’nun ister “Ut interpres”’i, ister “Ut orator”’u olsun çeviri genelde anlam bakımından İngilizce sözlük tarafından tanımlandığına göre çevirinin aslı ile aynı anlamı paylaştığı kabul edilebilir. Dostert, çeviriyi kalıba dökülmüş birtakım simgelerin başka simge kalıplan biçimine sokularak, İngilizce sözlük yoluyla anlam aktarımını sağlaması nedeni ile onu, Uygulamalı Dilbilimin bir dalı olarak görmektedir.

Dillerin öğretim ve öğreniminde çeviri farklı devrelerden geçmiştir. Bu ise egemen olan amaçlara ve öğretme tercihlerine dayanmıştır, örneğin; İngilizce sözlük, dilbilgisi çeviri yönteminde çeviri vazgeçilmez bir öğrenme ve test şekli olmuştur. Audio-visuelle (görsel-işitsel) yöntemde ise çeviri alıştırmaları İngilizce sözlük içinde çoğunlukla vardı ve bir çeşit uygulama tekniği idi. Ancak uzun pasajların kaynak dilden amaç dile İngilizce sözlük kullanarak çevrilmesi yüksek seviyeli alıştırma olarak bilinirdi.

Çeviriye öğretim aracı olarak gerçek tepki, çevirinin yöntem ile fikrin arasına girmesi nedeni ile müdahale etmesi ve yabancı dilde ifade edilmiş şekli dikkate alınarak ortaya konulmuştur. Nitekim çeviri doğrudan doğruya amaç dilde düşünmenin gelişmesini engeller. Arzulanan akılcı çeviri genellikle öğrenciler amaç dile yakınlaştıkları ve ortaya kendilerinden de bir şeyler koymaya; yorumlama ve açımlamaya başladıklarında ancak bu engel ortadan kalkar.

Gerçek çeviri için öğreticinin öğrencilere, amaç dilde farklı ifade edebilme şekillerini göz önünde bulundurmalarını, kaynak dilde anlam genişleme ve- limitlerini fark edebilmelerini, özgün metnin İngilizce sözlük ile kaynak dilden amaç dile çevirisinde sözcük-sözcük ya da tümce-tümce bir dilsel eşdeğerlilikten çok konunun nesnel anlam içeriğinden iletilmesini, verilecek bir bilginin yorumlanarak açımlanmasını kazandırması gerekir. İşte bu doğrultuda Koller çeviri eşdeğerliliğini, kendi aralarında birbirleri ile ilişkili olabilecek:

  1. a) Düz anlamsal eşdeğerlilik,
  2. b) Yan anlamsal eşdeğerlilik,
  3. c) Bağlamsal eşdeğerlilik,
  4. d) Dilsel eşdeğerlilik,
  5. e) Biçimsel eşdeğerlilik, diye adlandırdığı beş temel düzeyde ele alır.

Öğretici, bir çeviri sürecinde öğrencilerin karşı karşıya kaldıkları anlam sorunlarını en aza indirgeyebilmek için Levy’nin saptadığı şu aşamalara dikkat etmelidir:

1)  Özgün metnin, öğrenciler tarafından yazınsal, biçemsel yönden bir sanat yapıtı olarak kavranması,

2)  Özgün metnin, anlam çekirdeğinin İngilizce sözlük yardımıyla bulunarak yorumlanması,

3)  Özgün metnin, kaynak ve amaç dildeki dilsel, biçemsel dizgeleri dikkate alınarak karşılıklı bir uygunluk içerisinde sanatsal biçimde aktarılması.

Özgün metinde sunulan dünyanın çevirmen-okur kafasında somutlaşarak bir tasarıma dönüştürülmesi, alışılmış olmayan anlamda kullanımların çeviri bilimde eşdeğer öğelere yüklenebilmesi; metin dışı bağlamla metin içi bağlamın içerdiği bilgilerin yorumlanması, sorun olan noktalara yöneltilmesi, bütün bu süreçlerde kafada oluşan tasarımın çeviri dilinde karşılığının araştırılması, özgün metnin oluşmakta olan çevirisi, çevirmenin kafasındaki tasarım ile yan yana getirilerek örtüştürülmesi, yazınsal çeviri sürecinin çevirmenin kafasındaki akışı ile Jacobson’un ileri sürdüğü gibi “diller arası, dil içi, göstergeler arası” çeviri etkinliklerinin üçünü birden içermektedir. Çevirmenin kafasında kurguladığı aktarımı en mükemmel şekilde sunabilmesi için ihtiyaç duyacağı sözlük ise www.sentezsozluk.com adresinde yer alan online İngilizce sözlük kaynağında mevcuttur.

 

Çevirmenlik Eğitiminde Temel İlkeler ve İngilizce Sözlük İle Terminoloji Oluşturulması

Değişen dünya gereklerine göre kimlik ve yön bulan çeviri ve çevirmenlik eğitimi için planlı ve bilinçli eğitim etkinliklerinin düzenlenmesi zorunlu hale gelince bu alana insan yetiştiren eğitim kurumları açılmaya başlamış ve bu kurumlarda yetiştirilen öğrenciler, nitelikli çeviriler yapabilmek için İngilizce sözlük kaynaklarına ihtiyaç duymuşlardır. California, Monterey Enstitüsü’nden Etilvia Arjona, Amerika’daki ilk çevirmenlik eğitiminin 1951 ‘de Georgetown Üniversitesi’nde başladığını ve 1967’de Monterey Enstitüsünde eğitimin ilk kez yüksek öğretimin akademik yapısı içine çekildiğini yazmaktadır. Daha önceden lisans ya da yüksek lisans derecesi almış ve İngilizceyi ya anadili ya da ikinci dili olarak kullanmak gibi belirli ölçütlere göre sınavla seçilen öğrenciler iki yıllık bir eğitim sonunda tez hazırlamakta ve sınavlara girmektedirler. Bu tezler hazırlanırken, İngilizce sözlük kaynaklarına yoğun şekilde başvurmak gerekli olmaktadır. Başarılı olanlara Kültürlerarası İletişim Yüksek Lisans derecesi ve bir sertifika verilmektedir. Eğitim programında temel alınan ilkeler şöyle sıralanabilir:

  1. Çeviri, en genel kapsamıyla, yazılı, sözlü ya da herhangi bir iletişim biçimi yoluyla bir iletinin bir kültürden diğerine, diller arası, toplum dilbilimsel veya kültürel aktarımıdır ve nitelikli bir çeviri için yoğun bir terminoloji hakimiyeti gerekmektedir. Böyle bir terminoloji hakimiyeti sadece en iyi İngilizce sözlük kaynaklarını kullanmak sureti ile sağlanabilmektedir.
  2. Ayrıca çeviri, uluslararası ve kültürlerarası iletişim alanında akademik çalışmalarla beslenen bir uzmanlık alanıdır. İngilizce sözlük kaynakları da bu alanda vazgeçilmez bir araç olarak ön plana çıkmaktadır.
  3. Sözlü çeviri bir iletinin diğer dile kültürel ve dilbilimsel engellere karşı sözle aktarılmasıdır.

Bu sayıltılar doğrultusunda eğitim programı şunları amaçlamaktadır:

-Öğrencide kültürel ve kişilerarası iletişim çerçevesinde iletişim süreci konusunda duyarlılık geliştirmek.

-Sözlü çeviri edimi sırasında, farklı bilim dallarının hangi kavram ve ilkelerinden birer araç ya da teknik olarak yararlanılabileceğinden haberdar etmek ve İngilizce sözlük kaynaklarını doğru biçimde kullanabilmek.

-Öğretilen kuramsal ilke ve tekniklerin uygulanmasında rehberlik etmek.

-Kuram ve uygulamayı sözlü çeviri benzeşim ortamında (simülasyon) kaynaştırmak.

Bu doğrultuda, kuramsal boyuttaki çekirdek programı, konu alanlarına göre sınıflanmış yazılı çeviri, yazılı metinden sözlü çeviri, ardıl ve simültane çeviri şeklinde uygulamalı dersler takip etmiş ve öğrenciler İngilizce sözlük kaynaklarını kullanmak sureti ile sözcük haznelerini ve terminoloji hakimiyetlerini geliştirmişlerdir. Her bir konu alanındaki dersler dört aşamaya ayrılmıştır. İlk aşamada kuramsal bilgi verilir. Bu süreçte bir iletişim alanında yazılı ve sözlü çevirmenin rolü, iletişim sürecinde çözümleme yapabilmek için gerekli ilkeler ve alan bilgisi öğrencinin anadilinde verilir. İkinci aşamada, çift dilli öğrencilere kaynak dildeki iletiyi doğru algılama çalışmaları yaptırılır ve öğrenciler İngilizce sözlük kaynakları kullanmak sureti ile anlamını bilmedikleri kelimeleri öğrenirler. Üçüncü aşamada uzmanlık dallarına ayrılan öğrenciler terim araştırması, problem durumları, iletinin özüne vurgulama yapma gibi çalışmalar yaparlar ve terim araştırması yaparken de uygun İngilizce sözlük kaynaklarına başvururlar. Son aşamada ise öğrenilenlerin uygulamasına geçilir.

O tarihten bu yana sözlü çeviri, çevirmen yetiştiren birçok eğitim programında yerini almıştır. Renfer bu eğitim programlarını dört başlık altında toplamaktadır:

İki Aşamalı Sistem adı verilen programda tercüman adayları önce yazılı çeviri final sınavında sonra da sözlü çeviri giriş sınavında başarılı olmak zorundadır. Ancak sıklıkla yapılan bir uygulama olarak, aday üniversite mezunu ise yazılı çeviri eğitimini almadan da sözlü çeviri giriş sınavına alınabilmektedir. Bu aşamada İngilizce sözlük kullanımı büyük önem teşkil etmektedir.

Toplam eğitim 3-4 yıldır ve öğrenciler en azından bir öğretim yarıyılını birinci yabancı dillerinin ülkesinde eğitim alarak geçirirler. Özellikle üniversite düzeyindeki bazı okullarda A düzeyinde sertifikası olanlara sınavsız kayıt hakkı tanınmaktadır. Böyle bir sertifikası olmayanlar ise hazırlık okumaktadırlar. Bazı eğitim kurumlarında ise tüm adaylar giriş sınavına alınmakta ve başarılı olanlar programa kabul edilmektedirler. Öğrencinin başarılı olabilmesi İngilizce sözlük kaynakları kullanmak sureti ile sözcük haznesi ve terminoloji hakimiyetini arttırmasına bağlıdır.

İlk yıl farklı dillerde dil becerilerinin geliştirilmesi ve dilbilim, çeviriye giriş gibi ilk mesleki derslerle tanışma hedeflenmektedir. Buna ek olarak, kültür, siyasal bilgiler, ekonomi, hukuk gibi alanlarda bilgi sahibi olurlar. Bazı okullarda her bir dönem bir konu alanına ayrılır, böylece öğrenciler konu alanım ayrıntılarıyla öğrenirler ve çeviri uygulamaları yaparlar. Bu uygulamalar sırasında yoğun şekilde İngilizce sözlük kullanımı gerekli olmaktadır ve doğru kaynağın seçilmesi önemlidir.

Daha sonra, kuram, terim bilgisi, mesleki ahlak kuralları ve piyasaya dönük çeviri uygulamalarına geçilir. Final sınavını başarıyla veren öğrencilerden kimisi yazılı çeviri alanında çalışmaya başlar kimisi de sözlü çeviri eğitimine devam eder. Bazı kuramlarda giriş sınavı zorunlu tutulurken bazı kuramlarda sınavdan önce bir dönem ardıl çeviri ve yazılı metinden sözlü çeviri çalışmaları yaptırılır. Yine bu çalışmalar sırasında öğrenciler İngilizce sözlük kaynaklarından faydalanmak sureti ile gerek duydukları terminoloji hakimiyetini geliştirirler ve böylece nitelikli çeviriler ortaya koymaları mümkün hale gelir.  Sınavda başarılı olanlar 2-3 dönem ardıl ve simültane çeviri eğitimi alırlar. Final sınavında başarılı olanlara konferans çevirmenliği sertifikası verilir.

Renfer’e göre, sözlü çeviri eğitimi alacak öğrenci için yazılı çeviri eğitimi iyi bir temel oluşturmaktadır. Yazılı çeviri yaparken İngilizce sözlük kaynaklarına başvurmak öğrenci için kaçınılmaz bir gereksinim olarak ortaya çıkmaktadır. Çeviri eğitimi için gerekli temel bilgilerin sözlü çeviri çalışmalarından önce verilmesinin buna ek bir yararı da programda aşırı yüklenmeyi önlemesidir. Öğrenci sözlü çeviri için gereken bilgi ve becerileri bir temelin üzerine daha rahat kurabilmektedir. Bununla birlikte, yazılı çeviri dersleri almamış ancak sözlü çeviride çok başarılı olmuş çevirmenlerin sayısı da küçümsenmeyecek kadar çoktur. Bu çevirmenler İngilizce sözlük kaynakları sayesinde yabancı dildeki sözcüklerin anlamlarını doğru şekilde öğrenip bunları çevirilerinde en uygun şekilde kullanma şansı yakalarlar. Yine de, iki aşamalı model çeviri eğitimine sistemli ve etkin bir yaklaşım getirmekte ve öğrenme malzemesini eğitim sürecinin her aşamasına uygun biçimde yaymakta olduğundan etkin bir modeldir.

Bu model ile eğitim alan öğrenciler yazılı çeviri yaparken www.sentezsozluk.com adresinde yer alan İngilizce sözlük kaynağından faydalanarak gerekli olan terminoloji hakimiyetini sağlayıp ve sözcük haznelerini genişletebilirler.

 

Sözlü Çeviri ve İngilizce Sözlük Kullanımı

Kültürün gelişmesine katkısı ve dille doğrudan bağlantısı nedeniyle sözlü ve yazılı çeviri daima dikkatleri üzerine toplayan alanlar olmuştur. Katschinka, sözlü çevirinin dünya tarihindeki en eski ikinci meslek olduğunu yazıyor (1988:18). Bu alanlarda İngilizce sözlük kaynakları büyük önem teşkil etmektedir.

Avrupa’da konferans tercümanlığının doğuşuna şahit olduğunu yazan Herbert, antik çağda farklı bölgelerden insanların birbirleriyle karşılaşmaları sonucu sözlü çeviriye gereksinim doğduğunu belirtir ve tabi ki o tarihlerde İngilizce sözlük olgusu henüz ortaya çıkmış değildir. (1978:5) İlk kayıtlara ise 12. yüzyıl başlarında Haçlı Seferleri sırasında rastlanır; bir kanun adamı krala Orta Doğu’da iletişimi sağlamak üzere sözlü çevirmen yetiştirecek bir okul kurmasını tavsiye eder. İki yüzyıl sonra Kristof Kolomb genç Kızılderilileri sözlü çevirmenlik eğitimi için İspanya’ya gönderir. Bu arada tüm elçilikler bünyelerinde daimi olarak çevirmen bulundurmaya başlarlar ve İngilizce sözlük kullanımı yaygınlaşmaya başlar. O tarihteki sözlü çevirmenlik bugünkünden oldukça farklıdır. Bugünkü anlamda konferans çevirmenliği I. Dünya Savaşı’nda, 1919’daki Paris Barış Konferansı ile başlamıştır. O tarihe kadar tüm uluslararası toplantılar Fransızca yapılmaktadır; örneğin 1814-15 Viyana Kongresi’nde katılımcılar çok iyi Fransızca bilen diplomatlardan ve Fransızca bildikleri için seçilen üst düzey yetkililerden oluşmuştur. İngilizce sözlük kaynakları ise yine kullanılmayı sürdürmüştür.

Ancak, I. Dünya Savaşı’nda ABD yetkililerinin Fransızcayı iyi bilmiyor olmaları sözlü çevirmen kullanma gereğini doğurmuştur. İlk olarak Profesör Paul Mantoux birçok toplantıda Lloyd George ile Fransız hükümeti arasındaki çevirileri cümle cümle çeviri şeklinde yürütmüştür. Mantoux’nun toplantıya katılamadığı bir gün, cepheden bir süre için dönmüş genç bir subay olan Herbert’e iş düşer. Kendisi birtakım terimleri İngilizce sözlük kullanmak sureti ile anlamlandırmıştır. Daha sonra İtilaf ve İttifak Devletleri arasındaki görüşmeler Fransızca, İngilizce ve Almanca arasında çevirileri gerektirir. Bu çevirilerin cümle cümle sürdürüldüğünü öğreniyoruz. Barış görüşmeleri sırasında çevirmenin anadiline yaptığı çeviriler sırasında ilk not alma teknikleri kullanılmış ve bugünkü ardıl çeviri doğmuştur. Bununla birlikte İngilizce sözlük kullanımı da iyice yaygınlaşmaya başlamıştır. Daha sonraki benzer toplantılarda konuşmacı konuşmasını bitirdikten sonra çevirmen kürsüye gelir ve notlarından çeviriyi yapar. Herbert’in belirttiğine göre II. Dünya Savaşı’ndan birkaç yıl önceki bu uygulamada, çevirmen kürsünün önünde aşağıda oturur hoparlörlerden gelen konuşmayı önündeki ‘hushaphone’ denilen alete fısıldar. Bugünkü anlamdaki simültane çeviriye doğru bir adım böylelikle atılmış olur ve İngilizce sözlük kaynakları da giderek daha fazla kullanılır hale gelmeye başlar.

Çeviri dili hala İngilizce ve Fransızcadır. Dünya Sağlık Örgütü’nün anayasasının kaleme alındığı toplantıda İspanyolların kendi dillerine çeviri istemeleri ile çeşitlenme görülür. İlk çevirmenler dört ya da daha fazla yabancı dili akıcı kullanabilen ve belki başka birkaç dili de anlayabilecek düzeyde bilen diplomat, devlet memuru ya da gazetecilerden oluşmaktadır ve bu kişiler sürekli olarak İngilizce sözlük kullanırlar. Birleşmiş Milletler Cemiyeti, Uluslararası Çalışma Örgütü’nün bir toplantısında delegelerin anadilleri dışında Fransızca ya da İngilizce gibi ortak herhangi bir dil bilmedikleri ortaya çıkınca her gruba, fısıldayarak anında çeviri yapacak birer çevirmen verilir. Fısıldayarak çeviri simültane çeviriye atılan bir başka adım olarak düşünülebilir ve bu noktada İngilizce sözlük kullanımı büyük önem teşkil eder.

Frishberg’in belirttiğine göre, Uluslararası Çalışma Örgütü’nün sözü geçen toplantısı sırasında kendisine fısıldayarak çeviri yapılan dinleyicilerden biri, barış için etkin görev üstlenmiş olan Edvvard Filene’dir. Kendisi bugünkü simültane çeviri sisteminin gelişmesine önayak olarak ilk mikrofonlu-kulaklıklı ve aynı anda altı dile çeviri imkanı sağlayacak bir sistemin masraflarını karşılamıştır. İngilizce sözlük kullanımı da kendisine yine yaygın bir alan bulmuştur. Sistem ilk kez 1931 ‘de Birleşmiş Milletler Cemiyeti’nin toplantısında kullanılmış ve İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Nürnberg Mahkemeleri sırasında geliştirilmiştir (1990: 8-9). Böylelikle zaman kayıplarını önlemek için simültane çeviride yetkinleşme sağlamak üzere çalışmalar hız kazanır ve İngilizce sözlük kaynakları sayesinde bilinmeyen kelimelerin anlamlarının öğrenilmesi mümkün hale gelir. Simültane çeviri için gerekli araç gereç konferans salonlarında yer almaya başlar; ancak simültane çeviriye henüz çok güvenilemediğinden ardıl çeviriye daha çok baş vurulmaktadır ve İngilizce sözlük kullanımı sayesinde çeviriden kaynaklı zorluklar daha kolayca aşılabilmektedir . 1970’li yıllara gelindiğinde Güvenlik Konseyi’nin toplantısında hem simültane hem de ardıl çeviri birlikte yürütülmüştür.

Konuşma yapılırken simültane olarak çevrilmiş, daha sonra tekrar ardıl çeviri yapılmıştır. Simültane olarak yapılan çeviriye güvenin artması Birleşmiş Milletler’de kullanılan dil sayısının çoğalması ve zaman darlığının ortaya çıkması simültane çevirinin konferans çevirilerinde tercih edilmesine neden olmuştur (Herbert 1978: 5-8). Artan gereksinim nitelikli çevirmenlerin yetiştirilmesini gerekli kılmış ve İngilizce sözlük kaynaklarına başvuru çok daha yaygın bir hale gelmiştir. Tercüman yetiştiren kurs ve okulların açılmasına neden olmuştur. Şöyle gruplamalar ve tanımlar getirilmektedir:

Keiser’e göre, konferans çevirileri diğer bütün sözlü çeviri türlerinden farklıdır çünkü bu alanda İngilizce sözlük kullanmak mümkün olabilir. Çevirmen çok dilli bir konferans ortamında ya konuşmacıyla eşzamanlı olarak kabin içinde konuşmanın bitimine kadar ya da konuşmacının ardından en az yarım saat süren tüm konuşmayı not alır ve çevirir. Bu esnada İngilizce sözlük kullanmak mümkün hale gelebilir. Diğer sözlü çeviri türlerinde ise çeviriler cümle cümle yapılır. Bu arada, yapılan araştırmalar sonucunda çevirmenlerin ağır bir zihinsel yük altına girdiklerinin ve yıpranmanın fazla olduğunun ortaya çıkmasından sonra bu sürelerin sınırlandırılması yoluna gidilmiştir. Burada İngilizce sözlük kullanmak pek mümkün olmamaktadır. Bunlara ek olarak, kabin-dışı simültane çeviride toplantı odasında oturan çevirmen mikrofona fısıldayarak çeviri yapar, konuşmacı ile kendi arasında bir kulaklık sistemi bulunabilir de bulunmayabilir de. Ayrıca, fısıldayarak çeviri denilen çeviride çevirmen iki konuşmacı arasına oturur ve kulaklarına doğru fısıldar. İngilizce sözlük kullanması mümkün olmayacaktır. Bir de, mahkeme, seyahat şirketleri gibi yerlerde çeviri yapan topluluk çevirmenleri bulunmaktadır. Uydu ya da video yoluyla çevirmenlik profesyonel meslekler arasında sayılmaktadır ve bu kimseler yazılı çeviri yaparken İngilizce sözlük kaynaklarına çokça başvurmaktadırlar. www.sentezsozluk.com adresinde yer alan online sözlük bu tip kaynaklara bir örnek olarak gösterilebilir.